Bensel
Simdi uc cumlede ozetleyelim: Iki dugunle evlendim-k. Tezimi savundum ve doktora bitti (saka gibi ama bu gerceklik arada kendini cok fena hissettiriyor). Calismaya basladim (buradan fesat akrabalarima selam ederim, is buldum evet).

Bu uc cumlede anlatilanlar benim icin pek kiymetli aslinda. Evlilikten korkan bendeniz megerse icimde "oynak ve pek neseli bir gelin" barindiriyormusum, her iki dugunde de cok ama cok eglendim. Nikah sirasinda agladim,(hatta annemle karsilikli aglastik) sonradan bana cok romantik gelen bu durumu o sirada caktirmamaya calismistim. Annemle babam Istanbul dugununun kahramanlari oldular, ee Egeli olarak Ege yoresinden birseyler sergilemek gerekliydi. Hikaye fotograflari furyasina biz de katildik, hic objektif olamayacagim iyi ki yapmisiz diyebilecegimiz icinde Istanbul ve biz olan uzun yillar boyunca donup bakabilecegimiz cok guzel fotograflarimiz oldu. Elbette her gelin-damat gibi dugun oncesi kilo kaybettik, daha sonra telafisi hic zor olmadi ya neyse, bu kisim biraz keyifsiz, gecelim...

Tezimi savunmak icin gunlerce calistim, notlar aldim, yazim ve numaralandirma hatalarimi gordum, olsun dedim, kendimi teselli ettim, yine de ara ara "tezini okumadan mi verdin" derlerse diye endise ettim, kabuslar gordum. Ancak o gun geldiginde de alnimin akiyla da savundum, bitince ise hic inanamadim, yillarca calistiktan sonra insan biraz afalliyor sanirim, simdi ne olacak? dedim.

Ise basladim, oncesinde cok hayal kirikliklarim, uzuntulerim, kaygilarim oldu. Cogu yerden red aldim, haber dahi almadigim yerler oldu. Ancak hic beklemedigim bir zamanda bir yerden gorusme teklifi aldim ve hemen ertesi gunde is teklifini verdiler (nasil oldu pek anlamadim). Universitem biraz sehir disinda olsa da (1.5 saat kadar) gidip gelmek simdilik pek cok yorucu gelmiyor. Bakalim bakalim...

Bu arada uzun suredir benim merak ettigim ve yapmak istedigim bir seyahati gerceklestirdik: Hindistan'a gittik. Daha dogrusu "A Glance at Rajasthan". Bu da ayri bir yazi olsun.
Bensel
Bakis acisina gore degismekle birlikte, herseyde bir terslik olma olasiligi, o seyde bir terslik olmama olasiligi kadar. Yari yariya diyelim. Genelde islerimde puruzlerin cikmasi - ki buna terslik de diyebiliriz ama daha sicak yaklasalim simdi- cok mumkun, gercekten. Hatta artik bu durumu kabullenme asamasindayimi da gectim, kabullendim.
Su siralar acaip sacma sapan islerle ugrastigim gibi ( a) dugun-dernek isleri gibi), gerekli islerle de ugrasiyorum ( b)tezimi teslim etmek gibi).
Gelelim a'ya...Simdi gercekleri yazalim, sonra olanlara bakalim.
1. Onceden birilerine birseyleri tembih etmek, o kisilere birseyleri aciklamak manasiz
2. Unutma bak manasiz, bosuna bir ugras.
Vaka 1: Pastayi getirecek kisiye ustune basa basa tembih edilir. "Lutfen fotograf sirasinda cevremizde siz bulunmayin."
Sonuc: Butun fotograflarda yanimizda, manasiz manasiz bakmakta, sanirim beyni alinmis, o bos bakis ancak bu tur bir beyinsizlesme sonucu mumkun olabilir.
Ozet: "Bosver, gec, yapacak birsey yok" tesellisi
Vaka 2: Abi, cocugunuzu getirmeseniz olur mu?
Cevap: Size ne zarari var cocugun?
Sonuc: Surekli aglayan, hatta ortalikta kosarken de aglayan, masa ciceklerini yerlerinden sokup dagitan, bagiran ve susturulamayan bir kac(?) adet velet.
Ozet: Dit dit dit, cocuk getirmisler, kacin.



Ozetin ozeti: Cocugunuzdan kopun, cocuk birgun sizden kopacak cunku, yol yakinken cocuksuz da birseyler yapabiliyor olun. Ayrica dugun cocuklarin umarsizca cildirabilecekleri eglence merkezi degildir, hayret nasil da bilmiyorsunuz bunu? Suratinizda pismis bir ifadeyle de "cocugun sana ne zarari var" veya "aaa, cocuksuz dugun mu olurmus?" demeyin, diyorsaniz da gelmeyin, lutfen.
Bensel
Tezim bitiyor, sanirim bitiyor ve umarim bitiyor...sadece cok bunaldim, oyle bunaldim oyle bunaldim ki iste cok bunaldim...
surekli seyahat halleri, volkan patlamalarinin uzerimde yarattigi stres, ucuslar iptal mi degil mi ve etkisi, bir taraftan vermem gereken kilolar (bu acidan klasik gelin mantigi bende de mevcut evet!), uzerinde calismam gereken konular, birikenler, dugun oncesi halledilmesi gerekenler, henuz gelinlik provamin baslamamis olmasi ama dugune sunun surasinda cok az zaman kalmasi, kayingillerin bitmek bilmeyen mudahaleleri, mudahaleleri, mudahaleleri, herkesin herseyi cok iyi bilmesi, susmamasi, empati yoksunu olmasi...
iste son zamanlarin ozeti su yukaridaki iki paragraf, o kadar.
halbuki bugun annemin de soyledigi gibi gercek olmasa dahi tek istedigim "takdir edilmek, iyi dusunmussunuz" denilmesi, sadece o, "neden oyle, neden boyle" diye sorulmasindan biktim!
evet cocugunu getirme dugune, ne isi var, "aaa ne ayip, cocuksuz dugun olur mu hic?" asil cocuklu dugun olur mu?
evet davetiye iki kisilik, "aa neden oyle?".
hayir anlamiyorum, siz uzayda mi yasiyorsunuz, bu bizim kesfettigimiz birsey degil ki! zaten sizden bir destek aldigimiz yok hal boyle olunca yardim dernegi olmaktan uzak kucuk bir dugun hayal etmekteyiz ne olmus?
evet herseye biz karar veriyoruz, neden biliyor musun? biz yasayacagiz, biz evleniyoruz, siz degil de ondan!
pofff!
ozetin ozeti: tezini teslim etmis ama hocasindan bekledigi ilgiyi goremeyen, mudahaleci kayingillerden dolayi endiseli, yorgun ve bitkin gelin
Bensel
Cok yogun gunlere bir taraftan da yapilmasi gerekenler eklenirken, ki bunlar cok daha fazla hayati onem tasirken, ben kendimi "evlilik dunyasi" icinde buldum. Evet yanlis duymadiniz, ben de evlenecekler kervanina katildim, ancak unutmamali gelin ata binmis iste klasik hikaye.
Ancak bu konudaki gozlemlerimi yazsam mi yazmasam mi? Istanbul'da gorustugum kisilerin bana "Dugun konseptiniz ne?" ile baslayan bence sacma sorularina cevap vermeyi reddetmem, evlenecek cogu ciftin dugun, ev vs icin nasil sacmaladiklarini gormem ve akabinde herseyden sogumam bir tarafa bu isler neden hic dogal algilanamiyor ve dogal akisinda ilerleyemiyor, anlamiyorum. Cumartesi gecesi tanimadigim insanlarin oldugu bir yemekte herkesin asiri heyecanli ses tonuyla "tebrik ederiz!" lerini duymak ise bana garip geliyor, evet garip. Ben bu olayi buyutmuyorum, buyutmeyecegim de, rahat olmali insan ancak tek basina rahatliktan cok evlenilecek sahsin da seninle birlikte rahat olmasi gerekli, evet gerekli. Zaten bizim "ev kurma" telasimiz olmadigindan mutevellit sacmalamanin onemli yuzdesini olusturan bu olaydan da kacinmis oluyoruz boylece.
Bitti bu kadar.
Bensel
Buralardayim, iste buralarda ve oralarda zamani yani dakikalarimi harcamaktayim.
Uzun sure olmus, 2 ay gibi, belki de bu aslinda kisa bir sure. Kime gore? Neye gore?
Doktora bitiyor mu? Galiba...Neden "Evet evet bitiyor" diyemiyorum?
Ustelik kendim haric herkese evet derken...
Tabii bir de "Ee ne yapacaksin bitirince? Orada mi, burada mi?" Verdigim cevap cok acik ve samimi - tabii bence - : Bilmiyorum!
Nasil bilebilirim ki?
Akademik pozisyon o sene nerede acilir, acilmaz veya akademisyen olamazsam ne olur(um) gibi gibi...Cevabi bilsem sorularina cevap bekleyenlerden once BEN rahatlayacagim, nokta.

Ama ama Londra'ya bahar geliyor, belli, hava 12 derece olunca sicak basiyor, gunes soyle bir endam edip gidiyor ama olsun, bahar geliyor!

Bir de garip haller soz konusu, zaten Murphy kapida beklemekten cok tam sirt sirta yasamakta benimle. Cunku aslinda "cozulen her problem yeni problemler yaratir".
"rahat bir nefes" diye birsey yok tabii ama "az da olsa bir nefes" olsa muthis iyi olacak, olamiyor su sira...
Hmmm...

Evet garip haller soz konusu...I go back to us!
Bensel
3 gun surecek konferansin 2. gunu sabah erken uyandim, cok erken, uyanir uyanmaz aklimda O sarki vardi.
Bir taraftan farenjit/alerjik rinit/astim uclusu bana eziyet etse de ben burnumu ceke ceke su anda sarkiyi dinlemekteyim, evden cikip 9 saat boyunca takip edecegim konusmalari dinlemeden once neden kendimi uzdugumu bilmiyorum...

Bensel
Bugun o kadar cok usudum ki ve cok fazla isim olmasina ragmen ogleden sonra 3 saat kadar yatakta isinmaya calistim, uyudum, ruya gordum, evimdeki radyator calismiyormus, gercekle ortusen bir ruya oldu.
3 saat sonunda sicak yatagi birakmayi istememis olsam da onceden verilmis bir sozum icin kalktim, usuyerek ve titreyerek.
Londra son 17 yilin (bayiliyorum bu sekilde verilen istatistiklere!) en soguk Kasim ayini geciriyormus.
Son 17 yilda neler oldugunu bilmemekle beraber sogugu bu kadar hissettigim bir Kasim hatirlamiyorum.
Cumartesi gunu kar bekleniyor(mus), ben beklemiyorum.



Yerine su var:

KAR YAĞIYOR

Lambayı yakma, bırak,
sarı bir insan başı
düşmesin pencereden kara.
Kar yağıyor karanlıklara.
Kar yağıyor ve ben hatırlıyorum.
Kar...
Üflenen bir mum gibi söndü koskocaman ışıklar...
Ve şehir kör bir insan gibi kaldı
altında yağan karın.

Lambayı yakma, bırak!
Kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların
dilsiz olduklarını anlıyorum.
Kar yağıyor
ve ben hatırlıyorum.

N.H.R